Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir seks objesi değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır. İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur.

Emma Goldman

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Apolitika - Sayı 1

Herşey mümkündür Yazar : Apolitika

Fransa'da başlayan 1968 ayaklanması İspanya Devrimi'nin kanlı yenilgisinden kırk yıl sonra devrimi, başkaldırıyı ve anarşizmi tüketim toplumunun rehaveti içine gömülmüş dünyanın gündemine yeniden soktu. Kapitalizmin tarihin en müreffeh çağını yaşadığı bir dönemde öğrenci hareketiyle tutuşan ayaklanma barikattan ve kara bayrakları tarihin ki-*-laplarından sokağın gürültüsüne ve ışığına çıkardı. 68 Ayaklanması yenildi. Ama insanlar kendilerine unutturulmak istenen devrim idealinin ne kadar canlı, ne kadar diri, ne kadar gerçeğe yakın olduğunu gördüler. Parisli öğrencilerin sokağa dökülmesiyle başlayıp kısa sürede birçok ülkeyi etkileyen 68 Mayıs ayaklanması aynı zamanda dünya devriminin de bir provasıydı. Her prova gibi öylece kaldı, ta ki asıl oyuna kadar.

Karşı-devrim zafer kazandıkça daha da iğrençleşir, tahammül edilmez bir hal alır. Bunun bir göstergesi de günümüzde 68 olaylarının sunuluş ve anılış şeklidir. 68'le başlayan hareket Türkiye'de de etkisini yarattı, ama daha uzun bir süreç olarak. Ülkemizdeki öğrenci hareketi adım adım Kemalizm'den, milliyetçilikten, reformizmden kopma yoluna girdi. THKO ve THKP-C hareketlerinin başlattığı 1971 direnişi cumhuriyet tarihinin ilk devlet karşıtı girişimiydi. Bu çıkışlar da yenildi, ama bir gelenek yaratarak. Bu gelenekten doğan sıçrayış 1970'li yıllarda an-ti-faşist direnişin ana gövdesini oluşturdu.

Bugünse "yepyeni" bir 68 sunmaya kalkıyorlar bizlere. O ayaklanmada sel gitti kum kaldı. Onuruyla ölmeyi bilemeyenler için bugün 68'in rantını yemekle, o günlerin anılarını kırpıp devrimin artık geride kaldığı avuntusuyla rahatlayan burjuvalara zararsız eğlencelikler sunmakla meşguller. Bunlar için, o sözüm ona 68 artıkları için değil ama hiç olmazsa onların çocukları için o günleri bir kez daha hatırlamak istiyoruz. Ancak tek neden bu değil. Bizler hala devrime,- barikatlara, kara bayraklara inanıyoruz. Onlara da şimdilik medyatik 68 seyirliklerinin tadını çıkarmalarını salık veririz. Yarın ne olacağını kim bilebilir? 68 duvar yazılarından birinin dediği gibi HERŞEY MÜMKÜNDÜR.

"Masum Öğrenci Talepleri"
22 Mart günü Paris yakınındaki Nanterre Üniversitesinin sekiz öğrencisi Ulusal Vietnam Komitesi'nin altı üyesinin tutuklanmasını protesto etmek için Dekanlığı işgal etti. Aralarında sosyoloji öğrencisi Danny Cohn-Bendit de vardı.
işgalden altı gün sonra polis çağrıldı ve üniversite kuşatıldı. Fakültedeki 500 öğrenci toplantılara başladılar. Sosyoloji öğrencileri sınavları boykot ettiler ve "Sosyologlara Neden ihtiyacımız Var?" başlıklı bir bildiri yayınladılar. Öğrenciler okul amfisinin sürekli olarak politik tartışmalara tahsis edilmesini istiyorlardı.
Öğretim görevlileri ikiye bölünmüştü, bazıların öğrencilerin taleplerini destekliyordu. Üniversite tartışmalar için ayrı bir oda tahsis etti. 2 Nisan günü amfilerden birinde 1.200 öğrencinin katıldığı bir toplantı düzenlendi.
Paskalya tatili dönüşünde okul daha da hareketlenmişti. 22 Nisan'da Bl amfisinde bir forum düzenlendi. 1.500 öğrencinin katıldığı bu toplantıda "Kapitalist Teknokratik" Üniversitenin Toptan Reddi" başlıklı bir manifesto yayınlandı ve işçilerle dayanışma ilan edildi. Anti-otoriter öğrencilerin oluşturduğu resmi olmayan ve anarşizan yapıdaki 22 Mart Hareketi'nin üniversitede ilk raundu kazanmak üzere olduğu belli olmuştu.
Üniversite yönetimi olaylarla ilgili sekiz öğrenciyi disiplin kuruluna verdi. 3 Mayıs günü Sorbonne'da toplanacak disiplin kurulu önüne çıkmaları istendi.
3 Mayıs Salı sabahı öğrenciler Sorbonne Üniversitesi'nin önünde toplanmaya başladılar. 9 Mayıs gününe savunmalarını hazırlamaları istenen "Nanterreli Sekizler" ile Nanterre ve Sorbonne üniversitesinden aktivistler disiplin kurulu toplantısını engellemek için yapacaklarını tartışmaya başlamışlardı.
Kalabalık arttıkça üniversite yönetimi telaşa kapıldı. Öğleden sonra saat dörtte polis ve Campagnies Republicaines de Securite (CRS, toplum polisi) okulu kuşattı ve öğrencilerden bazılarını tutukladı {motosikletçi miğferleri giymekle
suçlanıyorlardı). Haber hızla yayıldı ve şehrin dört bir yanından öğrenciler gelmeye başladılar. Tutuklananları geri almak için kavgaya giriştiler. Çatışmaların şiddetlenmesi üzerine okul kapatıldı. (Sorbonne Üniversitesi 700 yıllık tarihinde iki kez kapatılmıştı: Bir kere 1940'da Nazi orduları Paris'i işgal edince, ikincisi de bu çatışma sırasında.)

Ulusal Öğrenci Birliği (UNEF) ve Öğretim Görevlileri Sendikası (SNESup) derhal öğrencileri greve çağırarak şu talepleri ileri sürdü:
1) Sorbonne'un açılması.
2) Polisin geri çekilmesi. 3)Tutuklananların serbest bırakılması. 22 Mart hareketi de bu çağrıya katıldı.
6 Mayıs pazartesi sabahı "Nanterreli Sekizler" polis kordonu altında "Enternasyonal''! söyleyerek disiplin kurulunun yolunu tuttular. Öğrenciler Paris'e yürümeye karar vermişlerdi. Quartier Latin yolunda St. Jacques Caddesi'nde polisin saldırısına uğradılar. Ancak direnerek karşılık verdiler. Polis göz yaşartıcı bombalarla saldırıyı sürdürdü ve yardımcı kuvvetleri çağırdı. St. Germain Bulvarı kanlı bir çatışmaya sahne oldu. O günün sonunda resmi açıklamalara, göre 422 kişi tutuklanmış ve 345 polis yaralanmıştı. O gün 68'in tarihine "Kanlı Pazartesi" olarak geçti.

Salı günü büyük bir yürüyüş düzenlendi ve polisin kurduğu engeller aşılarak Zafer Anıtı'na kızıl ve kara bayraklar çekildi ve "Enternasyonal" sokaklarda çınlamaya başladı. Hafta boyu Paris sokakları dopdolu ve capcanlıydı.

Hafta ortası kamunun kanaati de değişmeye başlamıştı. Orta sınıflar polisin öğrencilere uyguladığı şiddetten rahatsızdı, işçiler ise devlete karşı öğrencilerin gösterdiği cesaretten etkilenmiş ve esinlenmişlerdi. 10 Mayıs salı günü aralarında liselilerin de bulunduğu 30 bin öğrenci Place Defret Rochercau etrafında toplanıp St. Germain Bulvarı boyunca Sorbonne'a doğru yürüyüşe geçti, Bulvara bağlanan sokaklar tepeden tırnağa silahlanmış polisler tarafından kesilmişti.
Polisin saldırı hazırlığına karşı elli yerde birden barikatlar kurdu. O günlere tanık olan bir gazeteci Jacques Lebel şunları anlatıyor: "Barikatların kurulmasına binlerce insan yardım etti kadınlar, işçiler, yoldan geçenler, sırtında pijaması evinden fırlayıp yardıma koşanlar. Taşlar, kalaslar, demir parçalan oluşturulan insan zincirinde elden ele taşınıp barikatlara yığılıyordu."
Tüm Fransa Avrupa Birliği ve Luxemburg radyolarına kulak vermiş, olayların akışım izlemekteydi. Ardından hükümet geri bir adım atıp taleplerden bazılarını kabul ettiğini duyurdu. Ne var ki tutuklananların salıverilmesi kabul edilmiyordu.
Polis gaz bombalan ve göz yaşartıcı bombalarla barikatlara saldırıya geçti. Öğrencilerse gazdan korunmak için yüzlerine örttükleri kabartma sodasına batırılmış mendilleri kullanıyorlardı. Çatışmalar gece boyunca sürdü. Polis evleri basıyor, insanları zorla götürüyor, ekip arabalarına sokup acımasızca dövüyordu. Hamile kadınlar bile dayaktan kurtulamadı. Sokak çatışmasının sonunda 367 kişi yaralanmış 460 kişi tutuklanmıştı. Cumartesi sabahı askeri kariyerle gelen birlikler St. Germain Bulvarı'na doluşup yuhalamalar ve ıslıklar arasında barikatları kaldırmaya başladılar.
13 Mayıs pazartesi günü tutuklanan öğrenciler serbest bırakıldı. Ancak ok yaydan çıkmıştı. Sendikalar bir günlük grev çağrısı yaptılar ve aynı gün (sağ gazetelerin verdiği rakama göre) 200.000 kişinin katıldığı bir yürüyüş düzenlendi. Kalabalıklar "Katil de Gaulle" diye haykırıyordu. Yürüyüşün sonunda kitleye dağılma çağrısı yapıldı. Ancak kalabalık bir öğrenci grubu Sorbonne'u işgal etmeye karar verdi.

Majestelerinin Komünistleri İş Başında
Fransız Komünist Partisi (PCF) daha en baştan Nanterreli asilerin karşısına dikilmişti, ileride partinin genel sekreterliğine getirilecek olan Georges Marchais "Sahte Devrimcilerin Maskesini Düşürelim" başlığıyla yayınlanan yazısında 22 Mart Hareketi'ni "işçi sınıfı kökenli öğrencilere düşman, büyük burjuvaların çocukları" diye karalıyordu.
Ancak 8 Mayıs'tan sonra hareketin hızla güçlendiğini gören parti liderliği tavır değiştirip ayaklanmanın kontrolünü ele geçirmeye çalıştı. Parti bürokratları öğrencilerin sunduğu örneğin işçiler arasında da yankı bulduğunu fark etmişlerdi. Ne var ki bir kez daha ayaklanmanın potansiyellerini idrak edemediler. Bütün olup biteni devletle pazarlık etmekle sınırlı kalacak barışçıl bir gösteriden ibaret sanıp bu dalganın üzerine oturabilecekleri, onu denetleyebilecekleri hayaline kapıldılar.
Komünist Partisi'nin kontrolündeki sendika konfederasyonu CGT de, işçiler inisiyatifi ele geçirip eylemleri başlattıktan sonra işyerlerinde hareketi denetim altına almaya çabaladı. Parti üyesi ünlü yazar Louis Aragon bir nutuk atmak üzere Odeon'daki foruma gönderildi. Ne çare, 22 Mart Hareketi oradaydı: Aragon'u "Yaşasın Halkların Babası Stalin" şeklinde alaycı sloganlarla karşıladılar.
Fransız Komünist Partisi hareketin tepesine oturamayacağını anlamış, onu "Bakunincilik, Troçkizm ve maceracılığın karışımı, bir küçük burjuva bulamacı" diye niteliyordu. Parti organı L'Humanite'de yayınlanan bir yazıda Cohn-Bendit'in Gençlik Bakanlığı ile "bağlantıları" olduğu ve 22 Mart Hareketi'ne devletten para yardımı yapıldığı iddia ediliyordu.
Stalinizmin iktidara gelememiş versiyonu Troçkistler ile yedekte bekleyen versiyonu Maoistler de hareketin "liderliği" için heveslenmiş, kendi aralarında "denenmiş ve sınanmış" programların noktalan, virgülleri üzerine derin tartışmalara girmek ve kendileri dışındakilerin "karşı-devrimciliğini" ispat etmekle meşguldüler.

Devrim Havası
Sorbonne bir gecede baştan aşağı değişmişti. Koridorlarda ve amfilerde devrim durumlarına has özgürlük havası solunuyordu. Duvarlar Marx, Lenin, Mao, Troçki, Castro, Che Guevara, Bakunin posterleriyle, kızıl ve kara bayraklarla doluydu. Her yerde yepyeni sloganlar yazılıydı: "Herşey Mümkündür, Yasaklamak Yasaktır."
14 Mayıs'ta 15 üyeli bir işgal komitesi seçildi. Komite üyelerinin görev süreleri 24 saatle sınırlıydı. Merkez amfi gün ve gece boyu ateşli tartışmalara sahne oluyordu. Sınav sistemi reddedildi,
eğitim baştan aşağı sorgulanmaya başlandı. 22 Mart Hareketi "işçilerin çocuklarını yönetici yapmak değil, işçi ve yönetici ayrımını ortadan kaldırmak" amacında olduğunu ilan ediyordu.
14 Mayıs günü Güzel Sanatlar Okulu işgal edildi. Her sabah toplantılar düzenleniyor, ardından afişlerin hazırlanmasına girişiliyordu. Duvar yazılarında olduğu gibi bu afişlerde de dile gelen bürokratik politikanın sıkıcı talep ve programlan değil, devrim coşkusunun çılgınca estetiğiydi. (Acı bir ironiyle ayaklanma yenildikten sonra bu afişler koleksiyon parçaları haline geldi ve zenginlerin evlerini süslemeye başladı.)
işgal dalgası yayıldıkça yayıldı. Doktorlar, mimarlar, yazarlar da eyleme geçtiler. Cannes Film Festivali bile yarıda kesildi. Jean-Luc Godard ile François Truffaut genel grevi desteklediklerini ilan ederek festival salonunu işgal etmişlerdi.

Grev Dalgası Yayılıyor
14 Mayıs'ta Nantes yakınlarındaki Sud-Aviation işçileri fabrikayı işgal ettiler. Hemen ardından Cleon, Flins, Le Mans ve Boulogne Billancourt'daki Renault fabrikaları greve gitti. Cleon'daki genç işçiler vardiya bitiminde fabrikayı terk etmeyi reddederek fabrika müdürünü yazıhanesine kilitlediler. Sendika yönetimleri de grev dalgası karşısında etkisiz kalakalmıştı. Sud-Aviation gibi birçok işyerinde işçiler sendika liderliğine danışmaksızın kendi karar ile grevi başlattı.
16 Mayıs'ta birkaç bin kadar öğrenci 35.000 işçinin grevde olduğu Boulogne Bilincourt'a yürüdü. CGT görevlileri işçilerin öğrencilerle ilişkiye geçmesini engellemek için fabrika kapılarını kilitlediler. Ama işçiler fabrikanın çatısına çıkıp öğrencilere seslendi ve demir parmaklıklar arasından iletişim kuruldu. Ne parmaklıklar ne de kilitli kapılar engelleyebiliyordu dayanışmayı.
Paris, Normandiya ve Lyons'un sanayi merkezleri kütle halinde üretimi durdurdu. Ardından demiryolu işçileri greve gitti. Gaz ve elektrik işçileri işletmeleri işgal ettiler ve sadece evlere hizmet sunmayı sürdürdüler. Hafta sonu, 19 Mayıs'ta iki milyon işçi greve gitmiş, 122 fabrika işgal edilmişti.
Çok sayıda Portekizli, Kuzey Afrikalı ve Yugoslav yabancı işçinin çalıştığı Citroen fabrikası hala üretimdeydi. 20 Mayıs sabahı saat altıda ilk vardiya işbaşı yapmak üzereyken bir öğrenci topluluğuyla karşılaştılar. Genç yabancı işçiler öğrencilerin dağıttığı bildirileri okuyup ne yapacaklarına karar veremez bir halde bekleşirken civar fabrikalardan gelen işçiler göründü. Citroen fabrikası da grevdeydi artık.
21 Mayıs'ta tekstil endüstrisi de greve katıldı. Hava trafik kontrolörleri ve Orly ve Fransız Televizyonu (ORTF) çalışanları ise Cuma gününden grev karan almışlardı.
22 Mayıs günü öğretmenler greve başladı. Ancak birçoğu çalışmamakla birlikte öğrencilerle bağlantıyı koparmamak için okullara gitmeyi sürdürüyordu. Genel grev çağrısının üzerinden bir gece geçmeden dokuz milyon kişi greve gitmişti. O dönemin tanıklarından birinin değindiği gibi, "Çarşamba günü cenazeciler de greve başladı. Ölmek için iyi bir zaman değil."
işçiler örneklemeyle önderlik etmede büyük bir yetenek sergilediler. Gaz ve elektrik işçileri grevdeydi, ama birkaç elektrik kesintisi dışında hizmetler gereken ölçüde sürüyordu. Paris'e erzak akışı başlangıçtaki kısa süreli bir kesinti dışında aksamadı. Posta çalışanları acil telgrafları yerine ulaştırmayı kabul ettiler. Matbaa işçileri haber tekelini devlet TV ve radyosuna bırakmamak için "basının bilgi sunma görevini objektif biçimde yerine getirmesi" şartıyla işlerini sürdürmeyi kararlaştırmışlardı. Ancak kimi durumlarda bazı manşet ve haber başlıklarının değiştirilmesini şart koşuyorlardı. Bu durum özellikle La Figaro ve La Nation gibi sağcı gazetelerde yaşanıyordu.
Bazı fabrikalarda işçiler üretimi kendi ihtiyaçlarına göre düzenleyerek sürdürdüler. Brest'deki CSF fabrikası işçileri işçiler ve militanlar için el telsizleri üretmeye başlamıştı. Saint-Queen'deki Wonder Pil fabrikası işçileri CGT'nin reformist çizgisini reddederek barikatları kurdular ve sendika yöneticileriyle görüşmeyi kabul etmediler.
Güçlü bir anarko-sendikalist geleneğe sahip olan Nantes'de hareket doruğuna ulaştı. Bir hafta içinde tüm şehir ve çevresi bizzat işçiler ve öğrencilerin denetimine girmişti. 24 Mayıs'ta şehrin yollan kesildi ve denetim altına alındı. Çiftçiler ise öğrenci ve işçilerle dayanışma amacıyla bir gösteri düzenlediler.
Karayollarının denetimi ulaştırma işçilerinin eline geçmişti. Petrol tankerleri denetleniyor, işçilerin izni olmaksızın şehre petrol ve benzin girmesine meydan verilmiyordu. Aracıyı ortadan kaldıran işçi ve çiftçiler yiyecek fiyatlarını indirdiler. Süt fiyatı neredeyse yarı yarıya düştü.
Bu fiyat indirimlerinin geçerli olması içir yalnızca üzerinde grev komitesinin duyurusu asılı dükkanların açık kalmasına izin veriliyordu. "Bu dükkan satış yapmaya yetkilidir. Fiyatlar sendikaların sürekli denetimi altındadır," Öğretmenler ve öğrenciler grevcilerin çocukları için kreşler örgütlediler. Nantes'de kadınlar da sadece grevde değil yiyecek arzının düzenlenmesinde de aktif rol oynadılar.

Sona Doğru
iktidarın parçalanmakta olduğunu gören de Gaulle 24 Mayıs günü televizyonda bir konuşma yaptı. "Herkesin kendini doğrudan ilgilendiren olayların sonucu ile daha yakından ilgilenmesini" isteyerek bir referanduma gidileceğini ilan etti.
Aynı gün 22 Mart Hareketi de bir gösteri düzenledi. 30 bin kişi Bastille Sarayı'na doğru yürüyüşe geçti.
Polis bakanlıkları koruma altına almıştı ama Borsa binası apaçık ortadaydı. Baltalar, sopalar ve demir çubuklarla mücehhez bir grup gösterici borsa binasına dalıp burayı ateşe verdi.
Bu noktada Stalinistlerin görevini onların muadili Troçkistler üstelenecekti. Troçkistler JCR etkisi altındaki grupları Quartier Latin'e geri gönderdi. UNEF ve Birleşik Sosyalist Parti (Parti Socialist Unife) gibi diğer Troçkist gruplarsa Maliye ve Adalet bakanlıkları önünde barikat kurup buraya yürümek isteyen kalçalıkları engellediler. Cohn-Bendit bu günü şöyle anlatıyor: "Bizler (22 Mart Hareketi) bu hiç kimseleri süpürüp atmanın ne kadar kolay olduğunu fark edemedik...Şimdi apaçık belli ki 25 Mayıs günü önemli bakanlıklar işgal edilmiş olsaydı Gaullizm mezara gömülürdü."
22 Mart Hareketi bu bakanlıkları işgal ederek hükümeti çökertemezdi belki. Ama böyle bir örnek eylemle birçok genç militanı ve işçiyi harekete geçirebilirdi. Öğrenci ayaklanması dinamiti ateşleyebilecek kıvılcımdı.

Harç bitti yapı paydos
Devrimin böylesine yaklaşması De Gaulle ve kuklalarını dehşete düşürmüştü. Generallerini toplayıp onlarla birlikte gereğinde ordunun yardımına başvurmak için Saint-Dizier'deki askeri havaalanına saklandı. 30 Mayıs günü yeniden televizyona çıktı. Referandumdan vazgeçtiğini bildirdi ve kırk gün içinde seçime gitme sözünü verdi. Hükümet ücretlerde artış ilan etmişti. Aynı anda CRS ve polis sokaklara dökülmüş grevciler ve öğrencilerden geride kalanlara karşı son saldırılan düzenliyorlardı.
5 Haziran günü grevlerin çoğu sona ermiş ve hayat "normale" dönmüştü. Sürmekte olan grevlerse artık destekten yoksun kaldıkları için panzerler ve silahlarla ezildi. Eylem komitelerinden hala ayakta olanları dağıtma görevi ise Komünist Partisi'ne düştü. Haziran sonunda Sorbonne'daki kızıl ve kara bayraklar da yerlerdeydi artık.
Bu yenilgi ve çöküntü havasında kitleler bir kez daha politikanın ezici sıradanlığına döndüler. Seçim sandığıyla oy pusulasının yalnızlığına ve tecrit haline bir kez daha gömülen insanlar düzene teslim oldu. Seçimlerde De Gaullecüler oyların yüzde 60'ını aldı. Düzen normal akışına kavuştu. Dünya devriminin provası bu kez yenilgiyle bitmişti. Bookchin'in yazısında bunun nedenleri tartışılıyor ve ne yapılması gerektiği anlatılıyor. 68 ayaklanmasından geride neler kaldı? Bugün rüzgar başka yerlerden esiyor gibi. Ama biz yine de diyoruz ki HERŞEY MÜMKÜNDÜR.

  Etkinlik Takvimi
Ekim
      1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031     
Eylül Kasım


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y005
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Ay Carmela - Rosa Leon
Diğer

  Linkler
Dergi Pan [anarşist e-dergi]
ProleterTeoriA
İç Mihrak
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız