Bizler ne hayal aleminde yaşıyoruz, ne de insanları olduklarından daha iyi hayal ediyoruz, onları oldukları gibi görüyoruz. Bu nedenle insanların en iyisinin bile otoritenin uygulamalarıyla özde kötü kılındığını ileri sürüyoruz. İnsanın insanı yönetmesinden bu nedenle nefret ediyoruz.

Pyotr Alexeyevich Kropotkin

    
Anasayfa | Gündem | Arşiv | Haberler | Etkinlikler | Emek Mücadeleleri | Tarihte Bugün | Fotoğraf | Müzik | Video | Linkler | Arama | İletişim
  Arşiv
Arşiv - Dergiler - Kara Kızıl Notlar - Ekim Kasım Aralık 2006

İsrail'in Lübnan Saldırısı ve GOP Yazar : Ender Yılmaz, Metin Kılıç ve Zafer Onat

Zor günlerden geçiyoruz. Emekçilerin sermaye düzenine karşı mücadele tarihinin önemli köşe taşları olan İspanyol Devrimi’nin 70., Macar Devrimi’nin 50. yıldönümünü sınıfımızın her cepheden saldırı altında, parçalanmış ve güçsüz olduğu bir zamanda anıyoruz. Oysa bu iki devrim de emekçi sınıfın özel mülkiyetin prangalarını aşarak kendi doğrudan demokratik iktidarını kurduğu, kendi yaratıcılığının doruklarını sergilediği örnekler olmuştu. Bu iki devrim aynı zamanda sermayeye ve devlete karşı enternasyonalist mücadelenin bölünmesinin ve sınıfımızın burjuva müttefiklere güvenmesinin tehlikelerini göstermişti. Sınıf mücadeleleri tarihinden çıkan bu iki ders, yani sınıfın yaratıcılığına güven ve onun enternasyonalist mücadele hattına sahip çıkmak, bugün her zamanki kadar önemlidir.

ABD ve Projesi

ABD öncülüğündeki emperyalist güçler Soğuk Savaş sonrasında onun çeperinden uzaklaşmaya başlayan diğer emperyalist merkezlere karşı egemenliğini elinde tutmak için saldırıyor. Bunun için önce seyirci kaldığı Balkanlardaki katliamı kullandı ve NATO’nun yok olmasını engelleyerek Avrupa sermayesini kendi yörüngesinde tutmayı başardı. Şimdi de Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) adını verdiği saldırı planıyla Ortadoğu’da önceden tam olarak kendi egemenliğinde olmayan yerleri de ele geçirerek diğer emperyalistleri enerji açısından kendisine bağımlı kılmak istiyor. Bugün Lübnan’a karşı girişilen saldırı politikası münferit bir olgu değil söz konusu projenin bir parçasıdır. ABD sermayesi özellikle de yükselen Çin, Hindistan ve Rusya sermayelerine ve bu üçlünün yaratacakları olası bir alternatif emperyalist bloğa karşı bir önlem olarak, bu blok daha tam olarak güçlenmeden ve kendisini örgütlemeden Ortadoğu’yu yani, bölgedeki enerji kaynaklarını ve yerel sermaye/iktidar odaklarını tamamen avuçları arasına alma telaşında. Kendi kontrol alanı dışındaki bu yerler, Suriye, Filistin ve Lübnan gibi görece önemsiz alanların dışında Irak ve İran’dır.

Irak’ın işgali tüm dünyada kitle seferberliklerine yol açsa da ABD Ortadoğu’daki kendisine göbekten bağlı müttefiklerinden hiçbirini kaybetmiş değil. Irak’taki direniş ise ABD tarafından yönlendiriliyor olma ihtimali yüksek kimi unsurları da içinde barındıran çok parçalı bir nitelik taşıyor. Bu haliyle Irak direnişi ABD’nin bölge halklarını ve mezheplerini birbirlerine düşürme politikasını kırabilmiş görünmüyor. Ülke ABD’nin çıkarıyla hayli örtüşecek bir iç savaşa doğru sürükleniyor. Sınıfsal doğası gereği yalpalayan bu direniş gruplarının olası bir zaferi de emekçiler için fazla bir şey vaat etmiyor. Dahası bugün Irak’taki durum genel olarak ABD’nin iradesine zıtmış gibi görünse, ‘ABD Irak’ta başarı sağlayamadı’ söylemi ön plana çıkarılsa da, Irak’taki durum ABD’nin gayet istediği gibi işliyor olabilir. Az sayıda kayıp vererek bölgede bulunmaya devam eden ABD Irak’ı tam da planlarına uyacak şekilde tamamen karıştırabilmiş ve kendi çıkarıyla tam anlamıyla uyumlu olan bir iç savaşı çıkarma noktasına hayli yaklaşmış durumda. Hem de iç savaşın ABD tarafından bilerek ve isteyerek değil de, ‘direnen’ güçler karşısında başarılı olamadığı için çıktığı imajını yaratarak. Resimde ABD’nin planlarıyla ters düşen tek durum İran’ın komşu devletinin çöküşüyle beklendiğinden fazla güçlenmesi, Irak’ın Şii bölgesinde son derece güç kazanması ve kendisinin de desteğiyle güçlü bir çıkış yapan Hizbullah ile güçlü bir cephe inşa ediyor görünmesidir.

Avrupa ve Rusya

Soğuk Savaş’ta güvenliğini ABD’ye emanet etmiş olan Avrupa sermayesi 1990lar ve 2000li yıllarda ne ayrı bir emperyalist aktör olmayı, ne de askeri açıdan güçlenmeyi beceremediler. Birleşik ve egemen bir Avrupa projesi Balkanlar’da ABD kuyrukçuluğuna, Irak’ta kendi içersinde ortak bir dış politika belirleyemeyerek pastadan tamamen dışlanmaya yol açınca şimdi sadece eski Doğu Bloğu devletleri değil, merkez ülkeleri de parça parça ABD’ci oluverdi. Dahası bunu yaparken bile ortak bir söylem geliştiremediler. İngiltere sermayesinin tutumu zaten biliniyordu. Almanya’da yeni-muhafazakâr Merkel iktidarı ideolojik benzerliğiyle de ABD’ye yaklaştı. Tarihsel olarak Avrupa sermayesinin ABD sermayesine muhalefet odağı olan Fransa sermayesi ise ABD ile birlikte BM’de göstermelik deklarasyonlar yayımlamaya çalışıyor; diğer yandan da Güney Kıbrıs’taki deniz ve hava üslerinin kullanım haklarını alarak iştahla Ortadoğu pastasından pay istiyor.

Geçen yüzyılın ikinci emperyalist bloğunun önderi olan Rusya sermayesi ve gelecek yüzyılın ikinci emperyalist gücü olacağı söylenen Çin sermayesi açısından da durum pek parlak değil. Rusya özellikle de son G8 toplantısında laf dalaşında iyi olduğunu ve ABD’nin şimdiye kadar BM’yi baypas etmek için kullandığı G8’de o kadar rahat cirit atamayacağını gösterse de ekonomik ve askeri olarak ABD’yle yarışamayacak durumda. Çin ise İsrail’in Lübnan’daki BM merkezine düzenlediği saldırıda bir vatandaşı ölmüş olmasına rağmen BM’den bu saldırıyı kınayan bir deklarasyon geçiremedi.

Türkiye

Türkiye’deki egemen güçler biryandan PKK’ye karşı sınır ötesi operasyon hevesine uygun koşullar oluştuğuna inanıyor, öte yandan GOP pastasında pay kapma savaşında yeni bir imkan doğdu heyecanıyla Lübnan’a asker gönderme planlarına girişiyor. Türkiye yıllardır müttefiki olan İsrail’in Lübnan’a saldırısına benzer bir saldırı hevesine kapılması her şeyden önce T.C. devletinin GOP’un mağduru değil ondan pay kapmaya çalışan kendi çapında bir emperyalist güç olduğunu gösteriyor. Öte yandan Türkiye devleti Kürt sorununu daha önce defalarca yapılmış fakat hiçbir anlamlı sonuç vermemiş sınır ötesi operasyonuna indirgeyerek ve bu operasyonun ABD tarafından engellendiği bahanesine sığınarak kamuoyuna “ben sorunu çözeceğim, ama ABD müsaade etmiyor” imajı vererek sorunun sorumluluğundan kurtulmaya uğraşıyor. Barzani ve Talabani başta olmak üzere Kürt egemen politikacılar da kendi ulus devletlerini kurma telaşı içinde ABD sermayesinin önderliğindeki emperyalist blokla işbirliği içine giriyorlar. İran’a karşı düzenlenecek olası bir saldırıda bölgedeki Kürt örgütlerinin tutumu kuşkusuz çok büyük önem arz ediyor. Gerek Türk ve gerekse Kürt emekçiler açısından emperyalistlerle işbirliği yapmak veya böyle bir işbirliğine kayıtsız kalmak büyük bir hayal kırıklığına ve telafi si zor sonuçlara yol açacaktır. Bölgedeki tüm halklardan emekçiler onları birbirine düşürmek için yapılan oyunu bozmak ve emperyalizme karşı birleşik bir mücadele örmek zorundadırlar. Aksi takdirde bölgemiz ne kadar süreceği belli olmayan ve hepimizi doğrudan etkileyecek olan bir savaşlar ve iç savaşlar girdabına düşecektir. Bu mücadele aynı zamanda kendi egemen güçlerine karşı da bir mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Bugün milliyetçilik söyleminin ardına saklanarak sahte bir emperyalizm karşıtlığı söylemi tutturanlar İsrail ve ABD’yle gizli ve açık pek çok anlaşmaya imza atmışlardır ve hala bu anlaşmaların feshedilmesine dair en ufak bir adım dahi atmamaktadırlar. Emperyalistlerin bu ülkedeki tek işbirlikçisi AKP değildir. Refah Partisi ve DYP koalisyonu döneminde İsrail’le çok büyük askeri anlaşmalar yapılmıştır ve bunlar hala yürürlüktedir. O zamandan bu zamana geçen sürede iktidara gelen MHP, DSP, ANAP ve Refah Partisi’nin devamı konumunda olan Saadet Partisi de, iktidara gelmeyen CHP de işbirlikçidir. Ayrıca Türkiye’deki egemen bloğun en önemli bileşenlerinden olan üst düzey ordu bürokrasini temsil eden MGK ve ülkedeki en büyük sermayedarların örgütü olan TÜSİAD da emperyalizmin önde gelen işbirlikçileridirler. Kuşku yok ki bu işbirliği, (bir başka deyişle yaşanan katliamların suç ortaklığı) gönüllü olarak kurulmuştur ve bundan ismi sayılan tüm kesimlerin çıkarı söz konusudur. Bundan zarar gören ise yaşadığımız coğrafyadaki tüm emekçilerdir. Hangi parti iktidara gelirse gelsin devletin içine battığı emperyalist bağımlılıklardan tamamen vazgeçmedikçe - ki böyle bir bağımsızlığa kapitalizm içinde ulaşılabileceğini söylemek külliyen yalandır - işbirlikçiliğini sürdürecektir. Bu bağımlılık ilişkileri egemen sınıfların da çıkarına olduğu için zaten bundan vazgeçmek için bir nedenleri yoktur. Söz konusu bağımlılıktan kurtulmanın tek yolu güçlü bir emperyalist ulus-devlet/sermaye haline gelmek, yani kendi coğrafyasındaki emekçileri daha verimli ve daha teknik yollarla daha fazla sömürerek ve başka ulus-devletlerin idaresinde yaşayan emekçi sınıfların emeklerini de zor kullanarak, savaşlar, darbeler, operasyonlar yaparak sömürür hale gelmektir.

İsrail’in Lübnan Saldırısı

Bir ayın ardından ateşkes ile şimdilik noktalanan İsrail sermayesinin Hizbullah’a dönük saldırısının ve güney Lübnan’ın bir bölümünü işgalinin de anlamı açık. ABD sermayesi İsrail sermayesi kanalıyla kendisinin GOP çerçevesindeki İran’a dönük saldırısından önce, Hamas’ı ve İran’ın bölgedeki müttefiklerinden olan Hizbullah’ı mümkün olduğu kadar devre dışı bırakma amacında. Bu savaşta da her savaşta olduğu gibi olan büyük oranda emekçilere hayatını yitiriyor. Bölgeden uzaklaşabilecek maddi olanakları olmayanlar ilk ölenler oluyor. Zaten Lübnan emekçilerinin en ezilen kesiminin büyük çoğunluğunun oluşturan Şii emekçilerinin mahalleleri, köyleri, yaşamları yok ediliyor. Gerek Hizbullah militanları gerek İsrail askerleri arasında kaç burjuva çocuğu vardır ki?

ABD ve İsrail sermayesinin saldırganlığına karşı tepkiler ise Türk’ü Kürt’ün, Kürt’ü Arap’ın, Sünni’yi Şii’nin, Yahudi’yi Müslüman’ın karşısına getirerek yumuşatılıyor; kitleler hem ABD’den yakınır, hem de sözde düşmanlarına karşı ondan medet umar hale getiriliyor. Bu egemen güçlerin iktidarlarını sağlamlaştırmak için yüzyıllardır kullandıkları bilindik bir taktik. Halkların birbirine karşı düşmanlaştığı bu tablodan sadece ABD iktidarı değil, Ortadoğu’daki tüm iktidarlar fayda sağlıyor, çünkü bu sayede egemenlerin çıkarlarına hizmet edebilir hale getiriliyorlar.

Hizbullah

İsrail’in yani dünya sermayesinin ABD sermayesinin ardında birleştiği odağının saldırısının hedefi olan Hizbullah bir ayı aşan saldırıya karşı ortaya koyduğu direniş ile belli bir saygıyı hak ediyor. Lübnan’ın en yoksul kesimi olan %35’lik Şii kesimi tabanında örgütlenmiş olan Hizbullah, bu kesimin sınıfsal öfkesini kendi bünyesinde örgütleyebilmiş ve bu öfkeyi ideoloji gereği kapitalizm karşıtı bir noktadan İsrail ve ABD emperyalizmi karşıtı bir kanala yönlendirebilmiş görünüyor. Şiilere dönük sosyal devlet uygulamalarını hatırlatan işlevler yerine getirmesi ve yolsuzluk anlamında sicilinin temiz olması Ortadoğu’nun savaşlardan, işgallerden, yıkımlardan ve yoksulluktan kafasını kaldıramamış bu emekçi kesiminin umudu haline gelmesini iyiden iyiye anlaşılır kılıyor. Dahası 1983-2000 arasındaki İsrail işgalinin geri çekilmesini sağlayan temel güç olmasından ve son işgalde de benzer bir direniş ortaya koymasından dolayı Lübnan Şii olmayan bölümünün bir kısmının da desteğini şimdilik arkasına almış görünüyor. Hizbullah’ın sivilleri ne kadar hedef aldığı da ABD ve Avrupa burjuvazinin hakimiyetinde olan dünya medyasından alınacak bilgilere dayanması akıl karı değil. İsrail parlamentosundan bir Arap milletvekili Radikal gazetesinde yayımlanan yazısında Hizbullah’ın 1983-2000’e süren işgal karşıtı direnişinde sadece 20 İsrailli sivilin ölümüne neden olduğunu söylüyor (http://www.radikal.com.tr/haber. php?haberno=195702).

Ancak Hizbullah’ın tüm olumlu yönlerine rağmen sınıfsal doğası gereği en iyi ihtimalle kapitalist bir sosyal devlet kurabilecektir. Bölgeden İsrail ve ABD sermayesi, gerek ordusu gerek ekonomik hakimiyeti açısından kovulabilecek olsa, ardından kurulacak yeni düzenin emekçilerin çıkarlarına uygun olmasının tek koşulu emekçilerin enternasyonalist bir mücadele hattında kendilerinin oluşturdukları doğrudan demokratik özyönetim organlarında örgütlülüğünü bulan bağımsız eylemleri ile sermayenin ve devletin iktidarını sonlandırmalarıdır. Aksi halde kısa süren sahte bir zaferin ardından kapitalist sömürü ilişkileri ve devletin baskıcı gücü tüm vahşiliğiyle bölgedeki emekçilerin üzerine var olmaya devam edecektir.

Sonuç

Bugün emekçi sınıfın enternasyonal gücüne inananların görevleri zordur, fakat 89 yıl önce emperyalist savaşın karanlığında konseyci bir kalkışmaya girişen emekçiler bugün de bunu yeniden yapabilirler. Komünistler Lübnan’da emekçi sınıfın çalışma koşulları bir yana yaşam koşullarını bile yok etmeye kararlı İsrail saldırganlığına karşı silahlı direnişe kendi sınıfsal söylemleriyle, yanlarında dövüşenlerin tarihte kendilerine karşı en acı ihanetleri gerçekleştirenler olduğunu bilerek katılmalıdırlar. Sınıfımızın kurtuluşu ancak sınıfın enternasyonal dayanışmasının örülmesiyle, mümkün olduğunda İsrail askerlerinin de gerçek düşmanları olan sermaye iktidarına ve onun başlarındaki temsilcisi ordu yöneticilerine silahlarını çevrilmesi propaganda edilerek kazanılacaktır. Zafer, emperyalist saldırganlığa karşı genel grevler, kitle seferberlikleri ve bu seferberliğin karar alıcısı ve yürütücüsü olacak emekçi komite ve konseylerinin her yerde doğmasıyla kazanılacaktır. Bugün kendi yaşamlarını tehdit eden İsrail-ABD saldırganlığına karşı mücadele eden Hizbullah saflarındaki emekçileri selamlıyoruz ve onların kendi egemenleri de dâhil tüm gerçek düşmanlarına karşı, dünyanın her yerindeki emekçilerle omuz omuza mücadele edecekleri günler için bölgemizdeki ve tüm dünyadaki emekçileri dayanışmaya, emperyalizme ve onun doğrudan sebebi olan kapitalizme karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. Bugün tüm dünya emekçilerinin ortak mücadelesini yükseltmenin ve birbirlerine iktidar savaşı veren bloklardan birine tabi olmadan bize ait özgür ve eşit bir dünya kurma mücadelesini vermenin tam zamanıdır.

Bunun yüz yüze kaldığımız bu savaşlar ve yıkımlar dizisi, tarih boyunca emekçileri hayatları pahasına bölmeye ve yok etmeye yaramış, emekçileri hiçbir gerçek çıkarları bulunmamasına rağmen kendisine piyon etmiş emperyalist paylaşım savaşlarının bir yenisidir. Bulunduğumuz bölgedeki sermayenin ve devletinin bu savaşa dâhil olmasını engellemek görevimizdir.

  Etkinlik Takvimi
Ağustos
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031   
Temmuz Eylül


Eylem aktivistleri için rehber



  Galeri

y038
Diğer
Video : Anarşizm
Diğer
Müzik : Arroja la bomba
Diğer

  Linkler
Kaos Yayınları
Anarkom
Sanal Aylık Teorik E-Dergi
Diğer


Bu site otonomA tarafından hazırlanmaktadır.
Site ile ilgili iletişim için tıklayınız